Günler mi çok vefasız dersin. Yoksa çok mu hayal kurduk hayattan çok uzak hayalin kalbine doğru. Ne biliyim sanki daha dün başlamıştık, oysa bu gün sonuç kısmını yazıyoruz. Ve şimdi sıra yarın’a hiç gelmeden yarından bahsetmeme kararı alıyoruz.
Biliyorduk. Yaşamak bir yağlı boya tablosu değildi ki karşısına geçip seyredelim. Mahuf kaçışları oynadığımız günlerde olmuştu, aylar yılları kovalarken biz hangi arada kalmıştık. Ah ah ne çok istemiştik oysa şu ilk baharı biraz daha uzun yaşasaydıkta şöyle ümit salıncağında bizi daha hızlı sallasalardı. Ne biliyim belki gökyüzüne daha bi yaklaşırdık. Ne dersin ?
Hüznüm ve neşen bir hayal sahnesinde ve şimdi bir firak ikliminde sahneleniyor. Hem oynayıp hem seyretmek belki çok garip ama hep yaptığımız şeydi de şimdi fark ediyor ve ilerde bir gece uykusunda bir çocuğa anlatılması için masalımıza ekliyoruz. Ama anlatan muhtemelen yanlış hikayeyi seçmiş olacak ki yazan gibi masalı dinleyen o çocukta o gece uyuyamıyor. Hikayemizi bir yayınevine bastırabilir miyiz bilmiyorum ama bir gün hayalinde gezinen bir avareye rastlarsan eğer bizim hikayemiz devam ediyor olacak.
Şimdi kulağımda çınlar gibi dudaklarından dökülen sözcükler. “Ne çok hatıram var sende bekleyen.” Üsküdar'da sabah, yürüyorsun. Günler geçiyor yanından. Bulutlar ayaklarının altından kayıyor. Yazı çok sevmezdin ve kışı da. Tamam bahar ama peki niye şimdi sonbahar. Gözlerin kaldırımlarda dolaşıyor. Sakın arkanı dönüp bakma. Dökülen yapraklarım değil sadece…
Mesut Baki > Zamansız <



